BİR KARANLIK ÖVGÜSÜ, MİDSOMMAR

MİDSOMMAR(2019)

Özet

Çok güzel gözüken sahneleri ve atmosfere uygun harika müziklerine rağmen yeni bir şey anlatmayan bir eser Midsommar. Anlatmaya çalıştığı şeyi, bütün bildiği süslü-püslü sözleri ve kavramları kusarak caka satan bir entelektüel gibi anlatıyor.

Puan
3

Midsommar ile ilgili övgü dolu sözleri mutlaka bir yerlerden görmüş veya duymuşunuzdur. Genel kanı eserin çok iyi olduğuna yönelik fakat ben bu genel kanın tersi bir istikametteyim ve eseri vasat buluyorum. Midsommar’ın övgüyü hak eden yanları olsa da önemli problemleri olduğu kanısındayım. Yönetmenin ilk filmi Hereditary, kesinlikle Midsommar’dan daha iyi bir yapımdı. Hereditary, amaçladığı şeyleri iyi beceren, rahatsız edici ve şaşırtıcı bir filmdi.  Midsommar ise her ne kadar vurucu kareleri olsa bile birçok eksiği olduğunu düşünüyorum. Bunlara yazımın ilerleyen kısmında değineceğim.

Midsommar Ayin

Midsommar, son zamanlarda The Witch, İt Fallows ve Us gibi korku türündeki sinema eserleri ile aynı yolda yürüme gayreti içinde. Bu saydığımız filmler ve benzer örnekleri farklı bir ürün ortaya koymak konusunda cesur yapımlar. Midsommar’ da bunlardan biri ve hikayesini anlatırken tercih ettiği sinematografi farklı. Ama sadece sinematografinin farklı olduğunun altını çiziyorum. Bu ana akım korku filmleri ile Midsommar’ı kıyasladığımızda kurabileceğimiz bir cümle. Yani gördüğümüz görüntüler, kamera kullanımı sanki bir sanat filmi izliyormuş hissi yaratıyor. Perdede akıp giden bazı sahneler gerçekten iç karartıcı. Genel olarak diğer korku filmlerinden ışık kullanımı ve alan seçimi ile ayrılıyor. Karanlık, tekinsiz ve klostrofobik bir atmosfer yerine yeşil, çiçekli böcekli, aydınlık ve alabildiğine açık kırları tercih etmiş yönetmen. Zaten övgüyü topladığı yer burası ve çeşitli okumalara çok açık.

Midsommar İntihar

Midsommar Bir Klişe

Midsommar bir aile trajedisi ile başlıyor. Dani isimli karakterimizin kardeşi bipolar tanısı koyulmuş bir birey ve ailesini de dahil ederek vahşi bir şekilde intihar ediyor. Dani’nin erkek arkadaşı Christian ile İlişkileri bitmenin eşiğinde. Dani unutmaya çalıştığı aile trajedisi ve Christianı kaybetme korkusu ile başa çıkmaya çalışıyor. Christian, Dani’yi arkadaşları ile gideceği İsveç’in Harga köyündeki Midsommar yani Türkçesi ile yaz dönümü festivaline davet etmek zorunda kalıyor. Sonrası ise beyaz ve aydınlık bir cehennem yaşıyorlar. Bu noktada oyunculuklara çok kısa değinmek gerekirse hepsi başarılı bir oyunculuk sergiliyor. Özellikle Dani’yi canlandıran Flörence Pugh çok başarılı.

Film beyaz bir cennetin kapısını ardına kadar açıyor izleyiciye. Her şey çok güzel, aydınlık, hiç batmayan güneş, yeşil kırlar… Bu noktada o güzel sinematografi devam ediyor. Görüntüler, atmosfer tek kelime ile büyüleyici. Ama biliyoruz ki bir tuhaflık var köylülerde, bir tezatlığın parçası. Vahşetin başlayacağını biliyoruz hatta bu anı bekliyoruz. Nereden biliyoruz çünkü bu bir korku filmi, ayrıca alışkınız iyi ve tatlı gözükenin vahşetine. Birçok filmde tanık olduk bu tarz toplumlara veya ailelere. Aklıma hemen en son örneklerden bir eser geliyor, Get Out. Get Out’ da benzer hisleri uyandıran bir toplulukla karşılaşmıştık. Bu topluluğun veya ailenin gözüktüğü gibi olmadığını biliyorduk. Fakat Get Out ‘da gördüğümüz bu tuhaf topluluğun şaşırtıcı bir motivasyonu vardı. Filmin sonunda bunu öğreniyorduk. İzleme etkinliğimiz boyunca yer yer çelişkilere düşüyorduk. Get Out zaman zaman bizi kandırmayı başarabiliyordu. Midsommar ise izleyiciyi aldatamıyor. İzleyiciyi “burası bir cennet” e inandıramıyor. Belki de yönetmenimiz buna ihtiyaç duymuyor. Kabul ediyorum ki yönetmenin bizi Harga’da gerçeklesen yaz dönümü festivalinin sıradan bir etkinlik olduğuna inandırması çok zor hatta neredeyse imkânsız. Fakat ilerleyen dakikalarda da şaşırtıcı hiçbir şey olmuyor. İlginç olduğu göreceli bir komün var, bu komünün aydınlık mı aydınlık bir festivali var ve bu festival masalsı bir vahşet festivaline dönüşüyor. Ama bu kadar.  İzleyici zaten olayların böyle gelişeceğini biliyor ve anlıyor. Yani yaratığı bu tuhaf komüne rağmen şaşırtıcı, yaratıcı bir fikir yok; düşüncenizi hareketlendirecek bir şey yok ve yer yer sıkılıyorsunuz. Çünkü senaryo bu işin üstesinden gelemiyor ve bu nedenle klişe bir hikâye izliyoruz. Karakterler derin değil, hiçbiri ile empati kuramıyorsunuz, hatta film boyunca ana karakterlerin komünde yaşayan insanlardan, bu insanların tuhaf geleneklerinden muafmış gibi bir tutumu var. Yani sanki orda değiller, Harga köylülerinden kendilerini soyutlamışlar. Tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş bir geleneği yaşatan bu topluluğu kitaplardan inceler gibi bir davranışları var. Vahşetin onlara ulaşamayacağını sanıyorlar ve yaşanılan vahşeti insan dışı bir soğuk kanlılık ile anlamlandırmaya çalışıyorlar. Komünde gerçekleşen ilkel ve vahşi ayinlerin gelip onları vurmayacağını düşünüyorlar. Sonrasında ise durum değişiyor, Harga ‘nın sandıkları yer olmadığını vahşi ritüeller karakterlerimizin canını almaya geldiğinde öğreniyorlar. İzleyici de tam olarak, ana karakterlerin kayıtsızlığı ile izliyor filmi. Fakat biz bu vahşeti hiçbir şekilde hissetmiyoruz ve kayıtsızlığımızı bozacak bir olay gerçekleşmiyor. Rahatsız edici bir topluluk var fakat bu izleyiciye geçmiyor. Sarsıcı olan görüntüleri, sarsıcı bir senaryo izlemiyor. Karakterler orijinallikten uzak, ne yapacakları belli. Bu neden ile Midsommar da her şey nereye varacak çok belli. Kim ölecek, kim kalacak zaten biliyoruz. Hikâyenin sonu tahmin edilebilir. Haliyle başka şeylerin arayışına giriyor izleyici. Düşüncelerimizi harekete geçirecek bir fikir ya da beklenmedik bir son. Fakat öyle olmuyor anlatımıyla, imgeleriyle süslenmiş bir şiir gibi fakat anlatmaya çalıştıkları yeni değil. Midsommar bizi klişeleşmiş bir hikâye, çok güzel görüntüler ile buna eşlik eden harika müzikleri ve kıvrak kamerası ile yarım bir tatla bırakıyor.

Midsommar Kurbanın Atlayışını Bekleyiş

Yönetmen Ari Aster bir röportajında yarattığı eserin bir “ayrılık hikayesi” olduğunu söylemiş. Anlatının başından sonuna kadar, çiftimizin ilişkilerinin ateşe doğru ilerleyişinde zaman zaman birbirlerine yaşattıkları problemler ve sahtelik taşıyan davranışları dışında pek bir şey göremiyoruz. Midsommar’ da yaratılan “toplumsal cehennem”i ayrılığın sebep olduğu psikolojik gerilimin metaforu olarak düşünebilir miyiz? Bu sorunun cevabı evet ise, bu metaforun güçsüz olduğunu ve hikâyenin odağını kaybettirdiğini söyleyebiliriz. Ayrılık, yaşanılan toplumsal cinnet anlatısının kıyısında kösesinde bir yerde. Bu “ayrılık hikayesinin” yaşandığı köy olan Harga’da toplumsal yapı çiftimizin “ayrılık hikayesinden” daha dikkat çekici olmakla birlikte hikâyenin iletmeye çalıştığı mesajların kaynağı. Bu oluşumlara bir bütün olarak baktığımızda yönetmen bir “ayrılık hikayesini” komün bir köy halkının ABD’li gençlere yaşattığı vahşet üzerinden anlatmayı tercih etme nedeni anlam kazanıyor. Bir de aydınlık, güneşi hiç batmayan bir coğrafya tercihi bu anlatının bir yanını oluşturunca “kör edici bir aydınlık” içinde çarpık-abartılmış bir kolektivizm ve eşitlik hikayesinin içinde buluyoruz kendimizi. Peki aydınlık bir coğrafya tercihinin karakterimize, hikayemize etkisi ne? Tabii ki bu tercih ana karakterler ve biz izleyici üzerine bir etkisi olacak şekilde tasarlanmış fakat bir tutarsızlık söz konusu.  Tutarsızlık, perdede gördüğümüz karakterlerin, izleme etkinliğimiz boyunca en ufak bir karakter gelişimi gösterememesi. Midsommar’ın en başında karakterlerimizi karanlık, dar ve kapalı yaşam alanlarında görüyoruz. Karakterlerimizin bu atmosfer içindeki durumlarını birkaç kelime ile özetlememiz gerekir ise; bencil, ikiyüzlü, birbiri ile ilişkileri yapay ve sahte, her biri çok yalnız…  Kısaca tam Kapitalizm ürünleri. Bu bireyler Harga köyüne vardıklarında da değişen bir karakter göremiyoruz. Belki Dani film sonunda bir değişime uğramış gibi gözüke bilir ama “başka bir bağımlılık sürecine giriyor” diyebileceğimiz bir son ile karşılaşıyoruz. Bu durum verilmek istenilen mesajın ya da büyük Midsommar övgüsünün dikeni diyebiliriz. Biz izleyicilerin çoğu bu mesajı alıyoruz tabii. Nedeni ise bir bütün olarak eserin kendisi ve ne amaçladığını biliyor oluşumuz. Peki amaçladığı ne? Film daha çok aydınlığı canavarlaştırıyor ve bunun ile yetinmiyor, bir komünü araç olarak kullanarak eşitliğe ve kolektivizme saldırıyor. Hatırlatmada fayda var aydınlık kavramının politikada ve felsefede bir iz düşümü var. Bir de bunun üzerine abartılı, vahşet saçan bir komün işin içine girince “antikomünist bir filim mi” izledik sorusu aklımıza geliyor. Tabii ki bu sorunun ya da huylanışın tek sebebi kötücül bir komün ve bu komünün beyaz tercihi değil. Hollywood abartılmış, çarpıtılmış ve özel hayatın ortadan kalktığı komünizm anlatısını çok seviyor. Midsommar’ da bu sinema ürünlerinden farksız ve bu ana akım sinema klişesini gayet kurnazca yediriyor.

Midsommar İnceleme - Midsommar Figürlü oda

Sinemada harflerin, kelimelerin ve kavramların, yani dilin yerini sinematografinin aldığını belirtme ihtiyacı duyarak son cümlelerimi kuruyorum. Çok güzel gözüken sahneleri ve atmosfere uygun harika müziklerine rağmen yeni bir şey anlatmayan bir eser Midsommar. Anlatmaya çalıştığı şeyi, bütün bildiği süslü-püslü sözleri ve kavramları kusarak caka satan bir entelektüel gibi anlatıyor. Yani süslü, sanatsal bir dil ama içeriği bir o kadar klişe ve sıradan. Sonuç olarak elimizde süslü püslü bir ana akım klişesi duruyor.  Bir örnek vererek eserin nasıl bir Amerikan klişesi olduğunu somutlaştırmak isterim. Birçok Amerikan korku filminde karşımıza çıkan bir hikaye, yabancı bir yere giden ABD’li gençlerin yaşadıkları vahşet dolu anlar ve aynı hikaye ile karşımıza çıkan yazımızın konusu olan eserimiz.

ABONE OL !

Abone olarak yeni içeriklerden haberdar olabilirsiniz.

Abonelik işleminiz tamamlandı.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

2 Yorum

  1. Eylem Ekim 12, 2019
  2. Dilan Mart 31, 2020

Bir Yorum Yap